AİKİDO VE SAVAŞ KAVRAMI

Bugün savaş kelimesinin uluslararası manada açıklanmış ve edebiyat olarak ifade edilmiş bir şekli
var. Ancak biz savaş kelimesini ifade ettiğimizde dünyada herkes aynı şeyi mi anlıyor. Bundan birkaç
yüzyıl ötesine gittiğimizde savaşların çoğu konvansiyoneldi. Bugün ise savaş teriminin önüne çok
değişik sıfatlar eklenmiş durumda. Gayri nizami harp(savaş), Psikolojik savaş, ekonomik savaş, siber
savaş, biyolojik savaş vb.
İnsanoğlu geliştikçe savaşın şekli ve stratejisi de aynı paralellikte gelişemeye devam etmektedir.
Savaşın insani boyutu nasıl diye kendimize sorduğumuzda belki de sonsuz bir tanım yazmak zorunda
kalabiliriz. Savaşan bir askerin, savaştan etkilenmiş insanlığın ve kendisini ifade edemeyen diğer
canlıların ve tabiatın duygularını ve hissiyatın tarif edecek kelimelerin yeterli olabileceğini
düşünmüyorum.
Savaşta ailesini kaybetmiş bir çocuğun, evladını kaybetmiş bir anne-babanın, silah arkadaşlarını
kaybetmiş bir askerin, vatanını kaybetmiş bir vatanseverin, gözleri önünde sevdiklerini kaybedenlerin
duygu, düşünce ve hissiyatını hangi cümleler açıklayabilir ki. Savaş bu şekilde, fiziksel, ruhsal, zihinsel,
ekonomik, sosyolojik, demografik yoksunluklar oluştururken, durmadan bu yoksunlukları artıracak
her türlü teknolojik, ekonomik, biyolojik, sosyolojik yatırımların da hızla artması demek oluyor ki
savaşta nesiller boyu gelişmeye edecektir.
Nasıl oluyor da dünyada savaş böyle yıkıcı kavramlar oluştururken doğu felsefesinden doğmuş Budo
savaş sanatları dünyanın birçok yerinde benimsenip yine bu sanatı yapanları barış ortamında bir
araya getirmeyi başarabiliyor. Kendimde kavram kargaşası yaşadığım bir olay diyebilirim.
Budo savaş sanatlarından aikido ile asker olarak savaşa hazırlık yapanlar arasında ne gibi benzerlikler
mevcuttur. Üzerinde aikido kıyafetleri olan hoca salona giriyor ve karşısında askeri disiplin içinde
sessizce bekleyen öğrencilere yönelerek birbirlerini yine sessizce başlarını eğerek selamlıyorlar.
Buraya gelen hoca ve öğrenciler savaş sanatını öğretmeye ve öğrenmeye geldiler. Savaşın bu kadar
yıkıcı unsurları aşikâr iken bu insanlar neden bu sanatı seçiyor.
Eğer savaş kelimesini mücadele sanatı olarak tarif edersek konu çok daha farklı ve derin bir felsefi
boyut kazanabilir. Ben savaş teriminin kullanılmasını ve bu anlamı ile ele alınması gerektiğini
düşünüyorum. Savaş sanatı eğitimi öncelikle ruhsal ve fiziksel olarak sadece bir dojoda ya da salonda
yapılarak istenilen arzu edilen seviye getirilebilir mi? Dojo da verilen eğitimin gerçek hedefi nedir?
Homojen olmayan, çok farklı insan gruplarından oluşan bir grubunu eğitirken beklenen ve arzu edilen
sonuca ulaşılabilir mi?
İlk olarak barış zamanında savaşa hazırlanan askeri sistem ile dojoda verilen eğitimler arasındaki
paralelliklere bir bakalım. Askeri sistemde bir asker düzenli ve zamanında eğitim merkezinde
bulunmak zorundadır. Aikido eğitimine başlayan biri de aynı şekilde işi ve mesleği ne olursa olsun
belirlenen saat ve günde çalışmasına katılarak eğitimine devam eder. Askerlikte hiyerarşi vardır ve
dojoda aynı şekilde bir sistem mevcuttur. Bir asker başarılı bir dönemi tamamlayınca terfi alır. Aikido
da aynı şekilde eğitimine düzenli devam eden kyu yada dan dereceleri alır.
Bir asker normal şartlarda barışı ya da vatanını korumak için savaşır. Aikidodaki felsefe aynı şekilde
zafer kazanmak, ya da üstünlük etmek için değil bir karmaşa veya saldırı anında durumu barışçıl hale
getirmek ve kendini savunmak için saldırır. Dünya barışını korumak için devletler uluslararası
organizasyonlar oluşturarak bir araya gelmenin koşullarını sağlıyorlarsa ( NATO-BM vb.) aikido
grupları da uluslararası federasyonları ile ortak faaliyetler organize ederek çeşitli ülkelerdeki aikido
gruplarını bir araya getirip sosyal, kültürel, politik, dini vb. farklılıkları ortadan kaldırarak insanların

bir arada kaynaşmasını ve ortak faaliyet alanı oluşturarak barış içinde yaşamasını amaçlar. Yazımızın
başında belirttiğimiz gibi savaş ve stratejisi nesillere göre değişiklik ve gelişim sağlıyorsa, aynı şey
aikido teknikleri içinde geçerlidir. Teknikler çalışıldıkça, üzerinde düşünüldükçe tekniklerin yapısı,
zaman, mesafe, akıl ve ruhsal açısından gelişim ve değişiklik göstermektedir. Savaş ve savaş sonrası
bu alanlarda bulunan herkesin bedensel, akli ve ruhsal durumlarında maddi ve manevi değişiklik
meydana gelir. Belki de savaşı görmüş olanların bir daha asla savaşmak istemeyeceği gerçeği ilk sırada
gelir.
Savaş döneminde zafer kazanmış olsa bile gerçek bir asker asla zafer çığlığı atmaz, öldürdüğü
düşman askerlerine bile merhamet ile saygı duyarak onları sonsuz ebediyete saygıyla gönderir. Bizim
Çanakkale’ de düşman askerlerine sahip çıkmamız gerçek askerlerin erdem ve merhametine bir
örnektir. Aikidoya bakınca aynı merhameti ve saygıyı görebilirsin. Karşısında bulunan ukesini, ya da
gerçek bir saldırı durumunda saldırana acı çektirmek, onu etkisiz hale getirmeye çalışırken aşırı güçle
zarar vermeye çalışmak veya kalıcı hasar bırakmak gibi düşünce bu yolda eğitim alanlardan çok
uzaktadır.
Bir asker uzmanlık alanından kaynaklanan silah ve sistemlerini gerçek bir savaş durumda gözü kapalı
kullanabilecek şekilde eğitilmeye çalışılır. Silahlarını da kendi canı kadar önemseyerek yeri geldiğinde
kendisini ve silah arkadaşlarını korumak için kullanıma hazır tutar. Aikido yolunda ilerleyen bir kişinin
sahip olduğu Ken-Jo-Tantosu da kendisine aynı sorumluluğu yükler ve bu bilinçle silahlarına sahip
çıkar. Bunları kullanırken, işi bittiğinde yerine bırakırken, hasar gördüğünde bakım yaparken aynı
savaş mantığındaki düşünceye sahiptir ya da bu düşünceye ulaşmak için eğitimine devam eder.
Önceki satırlarda belirttiğimiz gibi dojoda aikido yapanlar homojen bir grup değildir. Okuldan gelen
bir öğrenci, hastaneden nöbetten çıkmış bir doktor, fabrikasında mesaisini tamamlamış bir işçi, esnaf,
işini kaybetmiş beyaz yakalı, heyecanla yeni işe başlamış mavi yakalı, emekli bir insan olabilir. Nasıl
oluyor da bu insanlar savaş felsefesini benimsemiş Budo sanatını bir araya gelerek disiplin içinde
hiyerarşik yapıyı gönüllü oluşturarak kanun ve nizamların oluşturduğu askeri bir yapı gibi eğitimlerini
devam ettirebiliyorlar. Farklı sosyo-ekonomik ve kültürel yapıda olanlar bir dojoda bir araya gelerek
hiç zorlama olmadan böyle bir eğitimi almaya devam ediyor. Arkasındaki gerçek güdü ya da sebepler
neler olabilir.
İşin felsefi boyutundan çok eldeki mevcut durumu gözlemleyerek bir cevap oluşturmaya çalışalım.
Aikido ya gelen her bir kişi ilk olarak tam ne istediğini ya da aikido hakkında yaptığı araştırmalarının
kendisine uyup uymayacağını tam olarak bilemez. Ancak aikidonun değişmez bir felsefi vardır. Uyum
içinde bir araya gelerek çalışmak ve bu ahenk ile oluşan birlikteliği geliştirmek ve büyütmek. Dojo
kapısından girip çalışmaya katılan herkes ilk önce birey olarak kabul edilir ve daha sonra hocasının
gözlemlemesi ve yönlendirmesi ile dojodaki ortama alışması sağlanır. Dojoda kendinden kıdemli
arkadaşlarının desteği ile devam ettiği süre içinde buradaki eğitimini ve gelişimini sürdürür. Aynı
askeri sistem gibi acemi ve usta birlikleri dojoda bir araya gelir ve yeni katılanlara kıdemli olanlar el
vererek uyum zamanının kolay geçmesine yardımcı olurlar. Zamanla devam eden eğitim süreci içinde
insanlar yavaş yavaş ne aradıkları ve doğru yerde olup olmadıklarının farkına varırlar. Bu süreç kişiden
kişiden değişiklik göstermekle birlikte yaşamın getirdiği diğer faktörlerde sürece etkide bulunabilir.
Aikido eğitimini felsefesi ile benimseyenler dojoda eğitimine devam ederler, bu felsefeyi
benimsemeyenler dojoyu bırakırlar. Tüm statüsüne, yaşına, eğitimine, sosyo-ekonomik ve kültürel
durumuna bakmadan beyaz elbiseyi giyip kendisine gösterilen yerde oturmayı-kalkmayı kabul
edenler bana göre bir savaşçının erdemlerinden biri olan mütevazılıği göstererek eğitimindeki zorlu
bir aşamayı geçmiş demektir. Devam eden süreç içerisinde bir savaş sanatının derinliklerine inmenin
ustalığını hocasının gösterdiği yolda öğrenmeye çalışır.

Tabii ki bir savaş sanatının incelikleri öğrenmenin bir sonu yoktur sadece nesiller süresince devam
eden gelişim şekli vardır. Gelişimini sürdürdükçe kendini daha iyi tanımaya çevresi ile olan ilişkilerinin
maddi ve manevi boyutta ilerlemesini devam edecektir. Yol alırken bir savaşçının gösterdiği azim ve
kararlılıkla çevresinde barış ve huzuru sağlamak için tüm varlığı mücadele etmeye devam edecektir.
Yazan: Bülent Ezen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir